Gazze’de Ekim 2023 tarihinden bu yana süregelen yıkım süreci, kış aylarının getirdiği zorlu hava koşullarıyla birlikte çok daha ağır bir insani tabloyu beraberinde getirdi. Bölgede sivil yerleşim alanlarının büyük bir kısmının kullanılamaz hale gelmesi, yerinden edilen yüz binlerce insanın derme çatma barınaklarda yaşam mücadelesi vermesine yol açıyor. Avrupa Birliği nezdinde yapılan son değerlendirmeler, bölgedeki fiziksel altyapının çökmesi nedeniyle insani yardım operasyonlarının kesintiye uğradığına ve özellikle çadır kentlerin sel sularıyla dolduğuna işaret ediyor.

Uluslararası gözlemciler, Gazze halkının günlük ihtiyaçlarını dahi karşılayamadığı bu süreçte, aşırı yağışların bölgeyi bir açık hava hapishanesinden ziyade, yaşanabilirliği imkansız bir afet alanına dönüştürdüğünü belirtiyor. Yardımların ulaştırılmasındaki lojistik engeller ve güvenli geçiş koridorlarının kısıtlılığı, uluslararası toplumun bölgeye dair çözüm arayışlarını da tıkıyor. Özellikle çocukların ve yaşlıların kış soğuğuna karşı en korumasız grup olması, bölgedeki sağlık risklerinin önümüzdeki haftalarda katlanarak artacağına dair endişeleri pekiştiriyor.

Yıkılan Altyapı ve İnsani Yardımın Lojistik Çıkmazı

Gazze’deki mevcut kriz, sadece konutların kaybıyla değil, aynı zamanda temel hizmetlerin tamamen yok olmasıyla tarif ediliyor. Bölgedeki yapı stokunun yüzde 80'inden fazlasının ya tamamen yıkıldığı ya da ağır hasar aldığı verilerle sabitlenmiş durumda. Geriye kalan sınırlı sayıda sağlam yapı ise nüfusun barınma ihtiyacını karşılamaktan çok uzak. Modern şehircilik imkanlarının tamamen devre dışı kaldığı bu tabloda, yağmur sularının tahliye edilebileceği bir kanalizasyon sisteminden söz etmek imkansız hale geldiği için sel baskınları doğrudan çadırların içine ulaşıyor.

Siyasi ve diplomatik açıdan bakıldığında, Avrupa Birliği'nin yaptığı acil yardım çağrısı, insani yardım kuruluşlarının sahadaki çaresizliğini de gün yüzüne çıkarıyor. Fırtına koşullarında lojistik faaliyetlerin yürütülmesi, kara yolu bağlantılarının zarar görmesi ve yakıt tedarikindeki süreklilik problemleri nedeniyle büyük risk taşıyor. Diplomatik kanallar, yardımların önündeki engellerin kaldırılması için İsrail makamları üzerindeki baskıyı artırmaya çalışsa da, sahadaki pratik gerçeklik yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaşmasında ciddi gecikmelere sebebiyet veriyor.

Bölgesel Etkiler ve İnsani Yardım Süreçlerinin Geleceği

Gazze’deki krizin bölgesel denge üzerindeki etkileri, sınır komşusu olan ülkeler ve Orta Doğu'da aktif diplomatik rol üstlenen aktörler için de bir sınav niteliği taşıyor. Özellikle Türkiye’nin öncülük ettiği insani yardım koridorları ve lojistik destek faaliyetleri, bölgedeki yıkımın etkilerini bir nebze olsun hafifletmeye yönelik çabalar arasında yer alıyor. Ancak küresel enerji maliyetlerinin ve lojistik zincirindeki kırılmaların da etkisiyle, Gazze'ye ulaştırılan yardımların maliyeti ve operasyonel karmaşıklığı her geçen gün artıyor. Bölge ekonomisi, üretimden tamamen kopmuş durumda olduğu için dış yardıma olan bağımlılık en üst seviyeye çıkmış vaziyette.

Uluslararası hukuk kurumları ve Birleşmiş Milletler nezdinde yapılan son toplantılarda, bölgedeki insani krizin boyutları "çözülemez bir kördüğüm" olarak tanımlanıyor. Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı'nın (UNRWA) verilerine göre, kışlık çadır, battaniye ve hijyen kitlerine olan talep, mevcut stokların birkaç katı üzerinde seyrediyor. Yardım kuruluşları, hava muhalefeti dinmeden bölgeye yönelik sevkiyatların artırılmaması durumunda, barınma kriziyle birlikte bulaşıcı hastalıkların tetiklenebileceği konusunda uyarıyor. Bölgedeki insani yardım sevkiyatlarının hacmi ve geçişlerde kullanılan sınır kapılarındaki günlük ortalama tır girişi sayısı, ilgili kurumların verilerine göre ay sonuna kadar tekrar güncellenecek.