Türkiye ekonomisinin omurgasını oluşturan imalat sanayisinde gözlenen istikrarsız tablo, ekonomi çevrelerinin yakın takibinde kalmaya devam ediyor. İktisatçı Mahfi Eğilmez’in işaret ettiği üzere, sektörün 31 aydır kesintisiz bir daralma süreci içerisinde olması ve buna eşlik eden yatırım isteksizliği, ülkenin üretim kapasitesini kısıtlayıcı bir faktör olarak öne çıkıyor. Söz konusu tablo, sadece bir sektörün sorunu olmaktan ziyade, istihdamdan ihracat performansına kadar makroekonomik dengeleri etkileme potansiyeli taşıyor.
Üretim Çarklarında Uzayan Yavaşlama Süreci
İmalat sanayisinde 31 ayı bulan daralma eğilimi, aslında sektörün üzerindeki maliyet baskısının ve finansman şartlarının ne kadar zorlayıcı olduğunu somut verilerle yansıtıyor. İşletmelerin işletme sermayesine erişimdeki güçlükler ve girdi maliyetlerindeki dalgalanmalar, yeni yatırım iştahını baskılayan temel unsurlar olarak dikkat çekiyor. Üreticilerin kapasite kullanım oranlarını yüksek tutmakta zorlandığı bu dönemde, özellikle orta-yüksek teknoloji üretimine geçiş sürecinde yaşanan aksaklıklar, Türkiye’nin küresel değer zincirindeki konumunu doğrudan etkiliyor.
Vatandaşın bütçesine yansıması ise dolaylı ancak oldukça derin oluyor. İmalat sektöründeki bu tıkanıklık, uzun vadede istihdam piyasasında daralmaya yol açma potansiyeli taşıyor. Sanayi üretiminin ivme kaybetmesi, reel sektörde çalışanların gelir düzeylerini ve iş güvencesini baskılarken, aynı zamanda yerli malı üretim miktarının azalmasıyla birlikte enflasyonist baskıların daha da katılaşmasına zemin hazırlıyor. Finansal okuryazarlık açısından bakıldığında, yatırımların azaldığı bir ekonomik modelde, kurumsal kredi koşullarının sıkılaşması hem hanehalkı borçlanma maliyetlerini hem de tüketim tercihlerini doğrudan etkiliyor.
Yatırım İştahının Kaybı ve Rekabet Gücü
Türkiye ekonomisi geçmiş yıllarda sanayi üretimi odaklı bir büyüme stratejisini benimsemişti. Ancak mevcut konjonktürde, sanayicinin geleceği öngörememesi, yeni fabrika veya teknoloji yatırımlarının ötelenmesine neden oluyor. Mahfi Eğilmez'in vurguladığı rekabet gücü kaybı, döviz kurları ile maliyet enflasyonu arasındaki makasın açılmasıyla daha da belirginleşiyor. Üretim maliyetlerinin rekabetçi seviyelerin üzerinde kalması, ihracatçı firmaların dış pazarlardaki pazar paylarını rakiplerine kaptırma riskini beraberinde getiriyor.
Sektörel bazda yaşanan bu durağanlık, hizmetler sektörü ile sanayi arasındaki dengeyi de bozuyor. Ekonomik büyümenin sürdürülebilir olması için sanayi üretimindeki katma değer artışı hayati önem taşırken, 31 aylık bu süreç, verimlilik artışının durduğuna dair güçlü sinyaller veriyor. Özellikle finansal piyasalardaki faiz oranlarının yüksek seyretmesi, sanayicinin borçlanma maliyetlerini artırarak yatırım iştahını törpülüyor. Bu durum, yalnızca bugünün değil, önümüzdeki yılların ekonomik büyüme potansiyelinden de ödün verildiği anlamına geliyor.
Gelecek Dönem Beklentileri ve Sektörel Yansımalar
Ekonomi yönetimi tarafından uygulanan sıkı para politikaları, bir yandan enflasyonu dizginlemeyi hedeflerken diğer yandan reel sektör üzerindeki baskıyı artırıyor. Önümüzdeki çeyreklerde, özellikle sanayinin finansmanına yönelik özel teşviklerin veya kredi mekanizmalarının etkinliği, bu uzun süreli daralmanın kırılıp kırılmayacağını belirleyecek. İmalat sektöründeki faaliyetlerin tekrar büyüme trendine dönmesi, sadece sanayicinin değil, aynı zamanda maaş artışlarının reel alım gücüne yansımasını bekleyen geniş kitlelerin de doğrudan yararına olacak.
Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) önümüzdeki ay açıklayacağı sanayi üretim endeksi verileri, sektördeki bu eğilimin yönünü ve derinliğini belirlemek adına kritik bir eşik oluşturuyor. Sanayi kuruluşlarının yatırım harcamalarındaki yıllık değişim oranları ve kapasite kullanımındaki %75’lik eşiğin üzerinde kalıp kalmayacakları, ekonomik aktivitenin 2024 yılının son çeyreğindeki seyrini netleştirecek veriler arasında yer alıyor.