Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Türkiye'nin zorlu jeopolitik koşullara rağmen turizm sektöründe güvenli bir liman olma özelliğini koruduğunu ifade etti. TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda bakanlığının gelecek dönem planlarını paylaşan Ersoy, sektörün yaşadığı değişim süreçlerini ve stratejik hedeflerini detaylandırdı. Bakanlık bünyesinde yürütülen çalışmaların sadece sayısal verileri artırmaya değil, aynı zamanda nitelikli turizm anlayışını kalıcı kılmaya odaklandığını dile getirdi. Bu çerçevede, Türkiye’nin uluslararası etkinliklerde üstlendiği rollerin sektörel çeşitlilik açısından kritik bir eşik olduğu değerlendirildi.
Ersoy'un açıklamaları, bakanlığın 2027 yılı bütçe görüşmeleri sırasında milletvekillerinden gelen soruların yanıtlanması esnasında gündeme geldi. Bakan, Türkiye'nin 2018 yılından bu yana uyguladığı turizm politikalarının, küresel ölçekteki olumsuzluklara karşı bir koruma kalkanı işlevi gördüğünü vurguladı. Özellikle çevresel ve sektörel sürdürülebilirlik odaklı yaklaşımların, Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı'nın (TGA) devreye girmesiyle daha sistemli bir hal aldığına işaret edildi. Saha operasyonlarında bürokratik süreçlerin azaltılması ve tanıtım faaliyetlerinin daha profesyonel bir zemine oturtulması, bakanlığın öncelikli gündem maddeleri arasında yer alıyor.
Sektörel Dönüşüm ve Tanıtım Stratejileri
Türkiye'nin turizm stratejisi, 2019 yılında TGA'nın kurulmasıyla birlikte radikal bir dönüşüm sürecine girdi. Bakan Ersoy, geçmiş yıllardaki kriz yönetim deneyimlerinin, 2018'deki stratejik revizyonun temelini oluşturduğunu belirtti. O dönemde hedef, sadece ziyaretçi sayısını artırmak değil, kişi başı harcama miktarını yükseltecek nitelikli turist profilini ülke ekonomisine kazandırmaktı. Bu stratejik hamle, özellikle pandemi sonrası dönemde Türkiye'nin hızlı bir toparlanma süreci yaşamasına olanak sağladı. 2025 yılı itibarıyla ulaşılan 64 milyon ziyaretçi ve 65,2 milyar dolarlık turizm geliri, söz konusu stratejik değişikliğin verimliliğini doğrular nitelikte.
Bakanlık, bu başarıyı kalıcı kılmak adına niceliksel hedeflerin ötesine geçerek turizmin 12 aya yayılmasını ve Anadolu’nun farklı bölgelerine dengeli dağıtılmasını hedefliyor. Ersoy, sektörün başarısının sadece tanıtım faaliyetleriyle değil, aynı zamanda lojistik destekler ve hukuki altyapı düzenlemeleriyle pekiştirildiğini hatırlattı. Ancak 2026 yılının başında İsrail, ABD ve İran ekseninde tırmanan gerilimin, bölge turizmi üzerinde yarattığı psikolojik ve lojistik etkilerin göz ardı edilemeyeceğini de vurguladı. Bu tür beklenmedik dışsal şokların sektöre olan etkisini minimize etmek adına bakanlık, esnek bir kriz yönetimi ajandasıyla hareket etmeyi sürdürüyor.
Antalya COP31 ile Küresel Arenada
Türkiye'nin ev sahipliği yapacağı COP31 (Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı), turizm sektörü için yeni bir vitrin olma potansiyeli taşıyor. Bakan Ersoy, Antalya'nın bu büyük organizasyon için merkez seçildiğini doğrulayarak, sürecin operasyonel detaylarına dair bilgi verdi. Konferans alanı, etkinliklerin tamamlanmasının ardından aşamalı bir yöntemle Kültür ve Turizm Bakanlığı'na devredilecek. Bu devir süreci, özellikle MICE (Toplantı, Teşvik, Kongre ve Sergi) turizminin Türkiye’de geliştirilmesi için kritik bir adım olarak görülüyor. TGA bünyesinde faaliyet gösteren özel MICE Başkanlığı, bu alanı devralarak bölgenin yıl boyu kongre merkezi olarak kullanılması için çalışmalara başlayacak.
Etkinlik sonrası devir teslim sürecinin tamamlanmasıyla birlikte, Antalya’nın mevcut turizm altyapısı bu yeni kongre merkeziyle bütünleşik bir yapıya kavuşacak. Bakanlık, bölgedeki tesislerin COP31 sonrası süreçte de verimli kullanılabilmesi için sürdürülebilirlik standartlarını merkeze alan bir yönetim planı hazırlıyor. Böylece, devasa bir organizasyonun yarattığı fiziki altyapı, atıl kalmayarak Türk turizminin kongre segmentindeki rekabet gücünü artıracak. Bakanlığın öngördüğü takvime göre, devir teslim işlemleri COP31’in resmi kapanışının ardından belirlenen aşamalı prosedürler doğrultusunda başlatılacak.